Emeklilik: Devletin Vicdan Testi
 Köşe Yazarı  Tahsin ERDAL  Bafra Temsilcisi

Köşe Yazarı Tahsin ERDAL Bafra Temsilcisi

Emeklilik: Devletin Vicdan Testi

10 Ocak 2026 - 19:28

Emeklilik, bir ülkenin yalnızca ekonomik gücünü değil, ahlaki pusulasını da gösterdiği gibi yıllarca çalışan, üreten, prim ödeyen insanların hayatlarının son döneminde nasıl yaşadığı, o devletin emeğe ne kadar değer verdiğinin en açık göstergesidir.

Bugün Türkiye’de emeklilerin yaşadığı tablo, bu sınavın açık biçimde kaybedildiğini göstermekte olup,  Resmî istatistikler enflasyonu açıklıyor, tablolar çiziliyor, oranlar sıralanıyor olmasına rağmen emeklinin mutfağında bu tabloların karşılığı yok. Marketteki fiyatlar, kiralar, faturalar ve sağlık giderleri TÜİK grafiklerinden çok daha hızlı yükseliyor. Emekliye yapılan zamlar ise çoğu zaman sadece “rakam güncellemesi” olarak kalıyor. Cebe girmeyen artış, refah değildir. Kağıt üzerindeki zam, sofraya ekmek olarak yansımıyorsa, o zam yok hükmündedir.

Devletin emeklilere reva gördüğü artış oranları ile milletvekili maaşlarına yapılan yüksek oranlı zamlar yan yana konulduğunda ortaya çıkan tablo nettir: Öncelikler emekli lehine mi diye sorarsanız değil diye konuştuğunuzu duyar gibiyim.

Buradaki sorun sadece para diye algılarsınız, yanlış düşünürüz. Sorun, aynı bütçenin kim için cömert, kim için cimri kullanıldığıdır. Bu tercihler, açık bir siyasi irade meselesidir ve sonuçları da toplumsal adalet duygusunu doğrudan zedelemektedir.

Asıl kırılma noktası ise taban maaşla geçinmeye çalışan emekliler, dul ve yetimler olup, 2008 Ekim ayında kaldırılan ve yüzde yetmiş oranındaki düzenli yıllık artışı esas alan sistemin bedeli bugün ağır şekilde ödenmektedir. Emekli dul ve yetim aylıklarının 16.881 TL seviyesinde kalması, bir ekonomik tercih değil, sosyal bir ihmaldir. Enflasyonun bu denli arttığı bir ülkede bu rakam, “yaşa” demek değil, “idare et” demektir.

Kamuoyuna zaman zaman yansıyan hesaplamalar da bu çelişkiyi gözler önüne sermektedir. Emeklilere 10.000 TL seyyanen zam verilmesinin bütçeye yaklaşık 1 trilyon 900 milyon TL yük getireceği söylenmektedir. Aynı dönemde mülteciler için yapılan ve yaklaşık 1 trilyon 720 milyon TL olarak ifade edilen harcamalar ise aynı sertlikte tartışılmamaktadır. Buradaki mesele rakam yarışı değildir. Mesele, emeklinin sessizliğinin bir avantaja dönüştürülmesidir. Emekliler sokağa dökülmediği, yüksek sesle bağırmadığı için mi görmezden gelinmektedir?

Emeklilerin talebi refah toplumu standartları değildir. Lüks istemiyorlar. Temel bir güven istiyorlar. Ay sonunu getirebilmek, sağlık harcamalarını ertelememek, çocuklarına yük olmadan yaşayabilmek istiyorlar. Bu talepler aşırı değildir. Bu talepler, yıllarca ödenmiş primlerin ve harcanmış bir ömrün karşılığıdır.

Artık şu gerçeği kabul etmek gerekiyor: Emeklilik meselesi sadece bir ekonomi başlığı değildir. Bu, açık bir sosyal adalet ve siyasi tercih meselesidir. Devlet bütçesi kimin için esnetiliyor, kimin için daraltılıyor sorusu cevapsız kaldıkça, açıklanan hiçbir rakam toplum vicdanında karşılık bulmayacaktır.

Sessiz kalan bu büyük kitle görmezden gelinmeye devam edildikçe, emeklilik sistemi bir sosyal güvenlik mekanizması olmaktan çıkıp, açık bir hayal kırıklığına dönüşecektir.

Emekliler daha fazlasını istemiyor.

Başkasının hakkına göz dikmiyor.

Sadece,

kendi hak ettiklerini istiyorlar.

Bu yazı 139 defa okunmuştur .

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar